14.10.2018

Kainatın derin boşluğuna bir mektup..

Bazen telefonum çalardı gece yarısı, açardım ses olmazdı sadece nefes alışlarını duyardım ahizeden. O sen miydin? Bu kadar mı korkutmuşum seni? Ulaşabiliriz birbirimize hala ama ne söyleyebiliriz ki? Sende haklısın yani. Ben eskidim şahsen, seni bilemem. Yüzüm eskidi, duygularım eskidi ve düşüncelerim. İstanbul gibi lanet bir şehirde yıllarca yaşasaydın, sende eskirdin belki. Benimle konuşabilmek için bana hat bile almıştın hala hatırlıyorum. Telsim'di. Tedavülden kalktı o da biz gibi. Kaçıncı gelişimdi hatırlamıyorum. Seninle bir gün fazla geçirmek için otelde kalmıştım bir gün. Cüzdanımı sana vermiştim hatırlar mısın? O derece güven vermiştin bana. Şu zamana kadar böyle güvenebileceğim biri çıkmadı karşıma, çıkmayacak da sanırım..

Her erkek şefkat arar bir kadında, ben bulmuştum bunu sende. Her hareketin sakinleştiriyordu beni, sarmalıyordu. Sen olgun bir kadındın daha o yaşında, ben fırlama bir çocuktum, serserilik akıyordu damarlarımdan. Senin istediğin gibi seni sevemedim. Sanal dünyada yok ettim kendimi.

Hiç pişman değilim ben. Yıkıldım, toparlayamadım tamam ama. Senin beni bir zamanlar sevdiğini hissettim. (sevilecek bir adam olmamama rağmen) 

Bunlar sana göndermediğim mektuplar hep. Okumayacağını bildiğimden bu kadar rahat yazıyorum belki de. 

Yoruldum artık. Başlayamam artık yeni bir beyaz sayfaya. İstemesem de alıştırdı kendini yalnızlık. Misafir sevmiyorum kısacası. Birlikte izlediğimiz tek filmin adının altın pusula olması bir işaret sanırım. Ben pusulamı şaştığıma göre..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder