9.04.2015

Yağmur, Anılar, Anılar..


Yürüyorum yine yalnız, etrafımdaki çamların arasında. Hava sıkıntılı, yağmur indirecek yine her zamanki gibi. Kara bulutlar ikaz ediyor. İşin tuhafı bende yağmurlu, aşırı yağmurlu bir günde doğmuştum. Yağmuru severim, çoğu pisliği temizlediğinden ve işin su ihtiyacı tarafı da var. Islanmak koymaz yani sağanak altında çok yürümüşümdür. Kadıköy'de daha da güzel olur yağmur. Bir ağaç altında konuşlanıp, koşuşturan kalabalığı izlemek ayrı bir zevk açıkçası..

Bazen yürüyüşlerim haddinden fazla olabiliyor. Bir kere Maltepe sahilinden başlayarak Selimiye'ye kadar yürümüştüm mesela. 3-4 saat sürmüştü, yazın yürüdüğümden yanmıştım da bayağı. Eskiden her yere bisikletle giderdim mesela. Selimiye'de otururdum çocukluk ve gençliğimin başında. Kar yağardı ona rağmen bisikletle Kadıköy'e ve Acıbadem'e giderdim. Kadıköy'de annem otururdu Acıbadem'de anneannem. Gidip harçlık alırdım ve bir güzel yerdim parayı. O zamanlar özgürdüm işte bisikleti istediğim yöne çevirir basardım pedala. Şimdi 20'li yaşların ortasında biri olarak evden dışarı çıkmak zor geliyor. Öyle sıkıntılı ki etraf, herkes kendi derdiyle ilgileniyor ve bu uğurda bir ömür harcıyor. Aktivitelere katılmak lazım arada adalara gidip gezmek, kütüphanelere, müzelere uğramak lazım. Dünya'da eşi benzeri yok İstanbul'un. İstanbul'u adına yakışır bir biçimde yaşamak gerek. Her imkanını kullanarak. Ama tabi ki zor bu dediğimi yapmak iş hayatı, aile sorumluluğu geçim derdi, İstanbul'u güzel yaşatmıyor. Çocuk olmak lazım, sorumsuz olmak lazım..



Mesela bazen Selimiye'den Haydarpaşa inip biletsiz trene binerdik arkadaşlarla, daha büyük bir keyif olamazdı. O zamanlar çocukları kovalayan, küfür eden, dayak atan güvenlik görevlileri olmazdı. Biner giderdik sonra geri dönerdik. Bunları macera defterine yazardık güzel anılardı. Şimdi ise akbil altın değerinde. Paran olsun akbilin olmasın kimse senin yerine basmıyor. İşin tuhafı çıkarıp paranı göstersende basmıyor. O derece yozlaşmışız, tanımadığımız kimselere günahımızı bile vermemeye şartlanmışız..

Depremden sonra babam beni alıp Muğla'nın Köyceğiz ilçesine götürmüştü bir yıl kadar orada yaşamıştım. Çok güzel anılarım olmuştu orada. İlkokul 4. sınıfı orada okumuştum. Okula bisikletle giderdik, hentbol sahasında futbol oynardık. Çoğu arkadaşımın ismini hala hatırlarım. Okul takımına seçilmiştim iyi top oynardım o dönemler. Topa vururdum ama fazla uzağa atmaya gücüm yetmezdi, büyüklerin yanında çok sırıtırdım açıkçası. Taso oynardık 99-2000 yıllarında pokemon çok revaçtaydı. Okuldan eve gelip pokemon çizgi filmini izlerdim. Mesela karakter tasoları çok değerliydi özellikle Ash tasosu pahabiçilmezdi. Bende de bir tane vardı ama kaybettiğimde üzülmüştüm.

Yazın Orhaniye'ye gitmiştik yanlış hatırlamıyorsam Marmaris yolunda ufak bir kasabaydı. Orada çok çabuk çevre yapmıştım bir otel vardı otelin bahçesinde okey oynardık arkadaşlarla kız arkadaşlarım da olmuştu orda kısa süreli. Denize girerdik, bazen balık tutardık. Bir balık vardı sokkan adında ve hep o geliyordu yeme. Her tarafında diken vardı balığın kafası hariç. Tutunca çok küfür ederdik talihimize..

Köyceğiz'de bayramlarda çok güzel olurdu o dönemler. Kapı kapı dolanıp bayramlaşırdık tanımadığımız insanlarla. Şeker ve harçlık verirlerdi, bazıları evlerine misafir edip karnımızı doyururdu. Şimdi ise herkes yabancı birbirine kim girebilir ki gönül rahatlığıyla birinin evine !

Yağmurdan başladım Köyceğiz'e kadar geldim. Burada yağmur çok meşhurdu, saatlerce sürerdi yağmurlar viki de okuduğuma göre Rize'den sonra en çok yağış alan bölge Köyceğiz'di. Yağmurda çok maç yapmışızdır. Yağmursuz günler pek azdı açıkçası. Geçmişim güzel anılarla da dolu. Sadece kötü anıların yeri biraz daha üstte o kadar. Yağmurla dünyaya geldim ve yağmurla yaşamaya devam ediyorum uzun lafın kısası. Bugün de hava bozuk mesela yazayım dedim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İstediğiniz biçimde eleştiride bulunabilirsiniz. Her insan gibi hatalarım olabilir mutlaka..