15.01.2015

Hazır Ol'da Bekler "As" Cebinde


Hepimiz hayatımızda yalanı kullanıyoruz, bu yadsınamaz ve bilinir dünya çapında. İnkar etsende bir gün çıkacaktır. Bunun haricinde insan hakkında kötü bir huy daha yakaladım. Bunu kendimden de biliyorum gözlemlediklerimden de, tanıdıklarımdan da..

Aslında çok basit bir şey. Eğer doluya odaklanmayıp boşu farkedebilirsen...

Hafif bir giriş yapacak olursam. Kendilerine göre bazı standartları ve toleransları vardır insanların. Onlara göre yaşarlar maddi anlamı geçtim, o konuda herkes belirli bir düzey yakalayamasa da, manevi anlamda bir his var ki. İnsanoğlu'nda mevcut bir his sınıf ayrımı gözetmeksizin. Gerçekleşene kadar saklanan bir his.... Bazılarımız en yakın arkadaşlarına itiraf eder, bazıları kendisine itiraf eder ama başka birisiyle paylaş(a)maz. O sona sakladığın koz ne? As çıkmamış daha piyasaya? Sende o as işte, onu atıp kazanacaksın oyunu ve bütün yük kalkacak üzerinden. Peki o as'ın açılımı ne?

Yazıyı tam okumadan önce biraz düşünün, sonra okuyun, çoğunuz tahmin edebilir zaten..



Neden iskambil kağıtlarından örnek verdim. Çünkü kumar hayatı çok güzel özetler. Hayatı iyi yaşaman mümkün değil inanç bağlamında çok nadirdir, kusursuz olamazsın. Kumar o yüzden hayatı temsil eden bir benzeyendir ve para=mutluluk endeksine hitap eder. Hayatta ise bunun tam tersidir mutluluk=para. Kumar dürüst olanı diyelim, baştan melek olarak tanıtmaz kendisini. Para kazan mutlu olacaksındır der, mutluyum param olmasın varsın diyenler kendini kandırmaktan öteye gidemez. Çünkü tükürükle hiç bir ödemeni yapamazsın, hacet ihtiyacını bile parayla yaparsın kendini rezil etmeme adına..

Mel Gibson'la, Jodie Foster'ın başrolü paylaştığı çocukluğumun filmi Maverick'i hatırladım şimdi. Herkes kendine güvenerek açar kare'yi, açar sıralı küçük rengi sonunda Mel baba atar son kağıdı havaya maça asını yakalar ve sıralı büyük renk yapar. Herkesin çene yere çarpar. Aynen böyledir tabi sonunda para kazandırmaz ancak verdiği haz eşdeğerdir..

Fazla da uzatmadan açıklayayım. O bütün insanların içinde bulunan ve bin katır ağırlığındaki his "tamah"tır. Sindirememektir ama saklamaktır. Mesela biri seni çok üzmüştür öyle böyle değil, aldatmıştır, uyuz etmiştir, beklediğin hareketi yapmamıştır vs. Sen bunu içinde yaşarsın zor bir hazım sürecinden sonra zindana kilitlersin. Bozuntuya vermeden, belli etmeden. Ağı atarsın beklersin. Takılır veya takılmaz, ama o takılacak ümidi sende sonsuzdur. İnsanı yaşatan umut aslında budur büyük oranda. Sonra o kötü durumlara seni düşüren (tabi kendi nazarında) bir şekilde sana açık mektup atar. Bütün ipleri sana verir. İşte o an pis bir şekilde gülümsersin, bin katır buharlaşır ve adama voltajı en yüksek haliyle yollayıp sigortasını yakarsın. O an öyle mutlu olursun ki, öyle bir sıfırlanır ki her şey. Milyarları ver trilyonları ve paha biçemezsin. Şimdi kimse demesin bu bende yok diye. Bu senin en derininde hazır ol'da bekliyor. Vakti geldiğinde anlarsın..

Ben bu olayı çok yaşadım diyeyim. Benim yaptıklarımda oldu, ama genelde voltajı bana yüklediler sonra tozoldular. Şu an hala yaşıyorsam bunu kabullenmeme, içtiğim sodalara borçluyum. Bilgisayarın kasasına bile 500 watt'lık power taktım en pahalısından. Makine dayanmaz yani o yüklenen ağırlığa ve ezikliğe.

Babamın bir dörtlüğü vardır;

"Biz dostum bir hayli yaşlandık artık
Yunduk sevda denizinde, ıslandık artık
Gördük gerçeğini de sahtesini de aşkın
Aldık boyumuzun ölçüsünü uslandık artık"

Zaten biliyorsunuzdur da bilmeyenler öğrensin. Kozu saklayın daha büyüğü her zaman çıkıyor. Bana dönecek olursak. Paydos, okullar tatil uzunca bir süre...


14/03/2013 tarihli yazım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder